|
MÜZİK
İÇİN YAŞAYANLAR:
SON SÖZ
( 2
)
( ARAŞTIRMA )
Necmettin BAYRAKTAR
Şu
dönemde ve diğer dönemlerde bu sonuçlara varmağa çalışmıştık:
Irak Türkmen müziğin kat ettiği mesafeyi irdelemek ve onu
yeniden gözden geçirmektir. Doğrusu çok farklı düzeylerde bu
sonuçların gebe olduğu aşamalar gerçekten söz konusu olmuştur,
bu sonuçların uç noktaları bir yerlere değiyordu, buda bizi
kaygılaştırmıştı. Bizim tarihi akımında 14 Temmuz Katliamının
etkisi çok ağır basmıştı Türkmen topluluğu üzerine, hem de
derinden. Milliyetçiliğin 50 uyku yılından sonra uyanışı ve
sanatta bir sürü yansımaları, ona paralel olarak Türkmen
Radyosun açılış tarihi, o acı olayın neticelerinden biri
sayılır. O tarihten sonra Irak Türkmen müziği bir kalkınma
sürecine girmişti. Aslında bir mütevazı sıçrayışla başladı bu
müzik. Arabesk müziği ağır basmıştı başlangıcını seyri
defterinde, analizini daha önce etmiştik, ama Milli Türkmen
Müzik topluluğu kurulunca ve müzik icrasına geçince bu sorun
yavaş yavaş aşıldı ve müziğimiz kendi yoluna koyuldu…
Bu
dönemde büyük sanatçılar çıktı, bu müziğin gelişmesinde önemli
rolleri oldu, yükselmesi ve zirvelere varmasına sebep oldu,
özellikle 1960 – 1980 arasında birçok sanatçı, büyük ısımlar
ortaya çıktı. Ama biz birkaçını ancak ele alabildik. Ya bilgi
yetersizlikten, ya da kaynakların yokluğundan dolayı birçoğuna
varmadık ve birçoğun geçek hakkını veremedik. Hepsi büyük
sanatçılardı ve Türkmen müziğine katkıları çoktur. Doğrusu bizim
onlara yetiştiğimiz zaman birçoğu vefat etmişti ve bıraktıkları
eserler yok olmuştu. Örneğin şunlar: Kerim Kölemen, Ali Kaleli,
Sami Celali, Memet Çamcı, Sati Köprülü, Faik Şefik, Ali Yolcu,
İbrahim Bayraktar, Kamil Reşit ve diğerleri ortalıkta yok
idiler, Mehmet İzzettin Nimet, , Fatih Yunus, Eyüp Mayyas,
Abdurrahman Gürses, Yusuf Rauf, Sabah Celal gibileri. Hal buyken
Alt kültür denen kavram bu müziği derinden vurdu ve gelişmesini
durdurdu…
1960 – 1980 arasındaki yıllar Irak Türkmen müziğin en parlak
dönemi olmuştu. Bu kadar ilerlemeden sonra, duraklama dönemi
desen, tâ tepelerden aşağıya inilme dönemi desen, daha kabaca
yıkılış dönemi desen, ama bir gerçek var ki 1980’den sonraki
dönem çok tartışmalı bir dönem olmuştur. Nedenlerine gelince, bu
söz konusu dönemde yoğunca savrulan toz duman gerçeğin rengini
kaçırmıştı, bu belirsiz toz halen gözleri kaplıyor ve bizi de
kaygılandırıyor…
Altkültür denen kavram ilk defa olarak bu dönemde karşımıza
çıkıyor. Aynı paralel de dışarıdan ithal edilen, doğrusu bizim
müziğimizi yanlış yorumlanan ve garip bir kalıba sokan sözde
Türk müzisyenler hem de büyük ses sanatçıların sesiyle. Başka
bir deyişle kendi malımızın değişen yüzüyle ilk defa olarak
karşı karşıya kalıyoruz. Bir de Baas rejimin benimsediği müzik
anlayışını eklersek çıkmaz sokağa girmiş oluyoruz…
Irak Türkmen müziğin içinde yaşadığı yetmezsizlik, hastalık
belirtileri bu dönemde ortaya çıkışı hiç rastlantı değildi.
Tarihi ve siyasi acısından bu döneme eğer bakarsak şu kanata
varırız: Bilindiği gibi 1979’de Saddam Hüseyin iktidara gelmiş,
kendi yol arkadaşların öldürerek devletin tepsinde oturmuştu. Bu
dönemde terör devleti ve kanlı rejimin anlayışı ve icraatlarına
apaçık olarak görünüyordu. Özellikle Türkmen halkına ve onun bir
parçası olan kültür adamlarına, sanatçılarına uygulanan baskı ve
katliâmlar. Kimi zindanlara atılmış, kimi idam edilmiş, kimi
canını kurtarmak için yurtdışına kaçmış, kimi de ortak kültürden
el ayağını çekerek inzivaya çekilmişti. Ortalık boş kalınca kimi
cahil, kimi de bir takım belirsiz hedeflerle, meçhul kişilerle
doldurulmuş, Altkültür denen kavram ve yaşayış felsefesi
benimsenmişti. Altkültürün hedeflerinden ortak kültürü yıkmak
olduğu için Saddam rejimi buna ya göz yumuş, ya da gizlice onu
destekliyordu. Kısacası 1980’den sonraki dönemde Irak Türkmen
millettin ortak kültürünü yıkmak amacıyla, kimi bilerek, kimi
bilmeyerek ellerinden geleni yapmışlar ki bazen konu gerçek
amacından çıkmış sapıklığa dönmüştü. Ambargo yıllarına gelince
konu tamamen çığırından çıkmıştı. Dergiler kapatılmış, Türkmen
Radyosu ya kapatılmış, ya da işitilmez durumu getirilmiş,
Habe’nin getirdiği müziği bu boşluğu doldurmağa çalışmıştı. İşte
bu karmakarışık dönemde müziğimiz bir yaratık olarak hastalandı
ve bu hastalık bütün vücudunu sardı. Her hastalık gibi ilk önce
hastalığın teşhisini koyalım sonra ilacını verelim. İşte
hastalık belirtileri:
Altkültür
Altkültür kavramı çeşitli tanımlara açıklana bilinir. Ortak
kültürün dışından kalan, Kendi kendini yaratmış ve kendine özgü
bir yaşam tarzı benimsemiş bir yaşayış biçimine verilen addır.
Altkültür insan hayatına müdahale edip onu hiçleştirecek bir ruh
halidir. Kısaca Altkültür, doğuş safhası ve varoluş aşamalarının
farkında değildi, bunun sonucu olarak dışarıya karşı, kapalı
kutu durumunu prensip olarak seçmişti…
Altkültürü alt kültür yapan şeylere gelince, çok boyutlu, bizce,
gene de en basit tanımıyla popüler kültür ve elinden geldiğince
sisteme göbek bağını koparmış, dışarıda ve kenarda olmayı
kabullenebilme cesaretini göstermiş oluşumun adıdır…
Altkültür ortak kültürden ayrılmış, ama aynı malzemeyi kullanan
farklı bir kültür örünüdür. Alkol ve medde bağımlılığı
Altkültürü ortak kültürden farklı kılar. Bu farklılık
Altkültürün bütün dallarını etkiler, özellikle edebiyat ve sanat
dalları. Bir toplumda ya da ülkede alkol ve madde kullanımın
süresi uzadıkça, Altkültür yayıldıkça, ortak kültür dili
aşağılanır ve Altkültür dili zenginleşir. Bundan dolayı karanlık
köşeler bu kültürün icra mekânları olur, bu icra biçimi
kasetlere doldurur millete bir ticaret örünü gibi sunulur.
Müzik, diğer ortak kültürün dalları gibi fakirleştirildiğinden
ve başka alternatif olmadığından dolayı bu güzel ambalajlı
örünler gidikçe peynir ekmek gibi satılır, zaman gelir ki bu
kültür gerçek bir halk kültürü gibi tanımlanır ve öyle de
yayınlaşır…
Doğrusu Alkültür bir olgu olarak bize dışarıdan bir salgın hasta
gibi geldi, uygun ortam bulduktan sonra kanser gibi
hücrelerimize yayıldı, bedenimizin sağlığını bozdu. 1980lerin
başlarında Türkiye’de Seks furyası denilen akımı, gerçek sanatın
cesedini hırpalamıştı ve ortak kültüre büyük tahribatlar
yapmıştı. 1990’lere gelince Pop müziği adlandırılan olgu, söz ve
müzik olarak, kuraldışı kültür olarak Alkültürün yayılmasına
araç olmuştu. Mısır’da Ahmet Adaviye akımı söz ve müziği
aşağılayan sözde halk müziği, Irakta Sad Hilli, Sad El bayati,
Şerbet Aziz, Abbadi El imari ve diğer Arap sanatçıları, yeraltı
müziğin en büyük temselcileri ve bunların izinden giden Türkmen
sanatçısı Haba olmuştu. Bizim Haba’ya gelince o büyük bir
sanatçıdır, ama onun alkole düşkünlüğü yaratıcılığını engelmiş
ve onu aşırılığa itmişti. Haba’nın hayatı bir trajediye
sahnesidir, sesinin güzelliği ve makam söyleme yeteneği onu
büyük yerlere götürebilirdi, ama böyle hiç olmadı. Bu konuyu
daha önce anlattık ve sonuçlarını gösterdik…
Netice itibariyle Irak Türkmen müziği iyi niyetlere rağmen
1980’den sonraki dönemde bin bir baltayla onun asasını bizatihi
yıkmağa teşebbüs edenler çıkmıştı, başka deyişle bu müzik çok
olumsuz değişmelere maruz kalmıştı ve genel çizgisinin dışına
çıkartmağa çalışılmıştı. Bunlar onun seyir durumuna epeyce zarar
vermişti, ilerleyişini durdurmuş ve onu gerilemişti. En yok
edici yıkım eski rejimin düşüşüyle geldi, özellikle sonrada
çıkan kargaşada. Irak Türkmen kültürün kalesi olan Türkmen
Radyosuna saldıran başıboş insanlardan yıkılışın tâ kendisi
oldu. Paniğe kapılmış bu insanlara Bağdatt’a Radyo binasına
saldırdılar, 40 yıllık bir kültür birikimini ayakları altına
aldılar ve bir fırtına gibi her şeyi kırıp geçtiler. Spiker ve
edebiyatçı Adnan Sarıkahya o günleri şöyle anlatıyor “ Radyoda
3000 üzerinde kayıtlı büyük bantlar vardı. Bunların içinde
folklor dayalı eserlerimiz, hoyrat, türküler, edebiyatta dayalı
eserlerimiz, şiir, hikâye, masal, bilmece, ağıtlar, nineler,
sohbet programları, belgeseller, görüşmeler, sesli belgeler
vardı. 40 yıl boyunca bunlar iyice korundu. Eski rejim düştükten
sonra her şey alt üst oldu, yağmalandı. Demin söylediğimiz bu
büyük ve dolu bantlar atıldı, ezildi, ayaklar altına alındı,
sokaklara döküldü. O an herkes yiyecek bir şeyler ve başın
sokacak bir yer arıyordu, yani ölüm kalım mücadelesi içindeydi,
bunun için yıkılan ve dökülen şeylerin omurunda değildi. İşte
onlar caddelere atıldı, ayaklar altında ezilip gitti. 40 yıllık
Irak Türkmen sanatı, edebiyatı, folkloru, belgeselleri, hepsi
telef oldu ). Irak Türkmen Radyosun yıkılışı büyük kargaşa
yaratı, bütün klasiklerimiz yok oldu, dolaylısıyla kavramlar
birbirine karıştı, bütün gerçekler kaynaksız ve dayanaksız
kaldı. Bir millet olarak yenilmiş gibi olduk, ama umutlar henüz
tükenmemişti. Yıkılışta yükselen toz duman dağıldıktan sonra
bütün gerçekler ortaya yavaş yavaş çıkmağa başladı. Bu
doğrultuda asil ve büyük sanatçılarımız devreye geçtiler,
yıkımcılara karşı tavır aldılar, yeni fikirler ürettiler
Sonuç
Irak Türkmen müziği tarih boyunca birçok aşamalardan geçmişti.
Bir canlı yaratık gibi doğdu, büyüdü ve gelişti, kimi zaman
koştu, durakladı, kim zaman da basamaklarını ikişer, üçer
atlayarak ta zirveler varabildi. Geriye gittiği dönemlerde
olmuştu elbette, ama içinde taşıdığı zenginlik onu kalıcılığa
itmeğe yetmiştir…
Birinci Dünya Savaşı bütün dünyayı çöküntüye, acılara
götürmüştü. Bizim kültürümüz de bundan naibini almıştı,
özellikle müziğimiz. 1918’de sonraki yıllarda çıkan sanatçılar
bu müziği korumağa çalışmışlar. Hoyrat usullerini düzgün olarak
okumuş, 19,YY’ da icat edilen ve duyulan bazı hoyratları olduğu
gibi muhafaza etmiş, esasına uygun olarak okumuşlar. Bu müziğin
ayakta tutmak bu sanatçıların önde gelen tercihler olmuştu. Bu
dönemde bütün, ya da oldukça icatlardan yararlanmışlar, örneğin
Fonograf, taş plaklarına ( Kavanlar ) bizim birçok makam,
hoyrat, türkülerimizi kaydedilmişti(1925’de Molla Taha gibi ).
Sonra büyük araştırmacılarımız çıkmış ve bu kültürü kitaplara
dökmüşler, örneğin Büyük Hafız Molla Mehmet oğlu Molla sabır (
Kerkük Müntahap Hoyratları- 3 cilt ), Ata Terzibaşı ( Kerkük
Hoyratları ve Manileri- 3 cilt), ( Kerkük Havaları- 2cilt ) ve
diğerleri. Böylece arkalarından gelen nesillere bir başvuru
kaynağı bırakmışlar. Sonraki çıkan sanatçılar bu ûsulleri
okurken kendilerine has üslup yaratmağa çalışmışlar ve makam,
hoyratlar kadar türkülere de önem vermişler. Ama geçek gelişme
1960’den sonra oluşmuştu, özellikle Türkmen Radyosu açılınca.
Başlangıçta Arabesk müziğine bazı kaçırmalar olsa da zamanla bu
aşılmıştı. Türkmen Milli Müzik topluluğu kurulunca müzikte tam
bir milliyetçilik çağı yaşanmıştı. Bu döneme gelişme ve
yükselme dönemi diye ad vermiştik. Bu dönemde çıkan
sanatçılara- elimizden gelene kadar- bu seri yazılarda yer
verdik, sanatlarını analize ettik ve bu dönemin sanat anlayışını
irdeledik……
1980’den sonra yeni bir döneme girmiş olduk. Doğrusu bu dönem
çok tartışmalı bir dönem oldu. Müzikte umduğumuz kadar bir
gelişme olmadı, sanki onun hızı bir yerde kesilmiş, dolambaçlı
arka sokaklara itilmişti. Alkültür denen kavram ve onun
uygulamaları Irak Türkmen müziğini hasta yatağına götürmüştü.
Dil bozukluğun yarattığı uyuşmazlık onu plansız, irticalı
icralara sokmuştu. Türkmen kimliğini içinden çıkartılmış, boşlan
yere bizden uzak, yapancı, garip akımlarla doldurulmuştu,
Örneğin Arap çingene müziği. Haba bu dönemin tek yıldızı olarak
öne çıkmıştı, bu dönemi Nurettin Hamit ( Karakaplan ) şöyle
nitelendiriyor ( Irak Türkmen müziğinde bence iki döneme
ayrılır, Haba önceki dönem ve Haba sonraki dönem ). Doğrusu o
büyük bir sanatçıdır, ama onun günlük modaya kendini fazla
kaptırması, Altkültür yaşayış biçimine özendirmesi, sanatını
bozmuştu, böylece hem hayatını hem de sanatını kaybetmişti. Ama
işin kötü yanı Haba’yı özenenler, ona körü körüne taklit edenler
genç sanatçılar çıkması ve sonunda halk müziği adına ortalığı
karıştırması bu müziği yıkmağa sebep olmuştu…
Yurtiçinden yurtdışına bakılırsa, ya da yurtdışından yurtiçine
balkırsa, ne manzaralar göre bilinir, başka deyişle yurtdışından
yurtiçine ithal olan müzik, doğrusu kendi malımız - yeni
biçimiyle - bize iade edilen bu müzik, bizdeki müziğin bir kurt
gibi içinden kemirmeğe başlamış ve çeşitli bozukluğa neden
olmuştu. Burada söz ettiğimiz yurtdışı Türkiye’dir. Orada icra
edilen Kerkük hoyrat ve türküleri ( yeni ) yorumlama illetine
maruz kalmıştı. Doğrusu Türk sanatçılar Irak Türkmen müziğine
karşı üç gruba ayrıya bilinirler.
Birinci grup:
İyi niyetli Türk sanatçılar grubudur. Irak Türkmen müziğine
gönül veren, bu müziği geçekten seven ve hiçbir karşılık
beklemeden hizmet eden sanatçıların sayıları hayli çoktur…
İkinci grup: Bu
grup sanatçılar sayları az olsa da etkileri çok büyük olmuştu.
Burada maksat Türkiye Radyo, Televizyonlarında otoritesi olan
sanatçıların, sözleri bu müesseslerde geçen, sözde Irak Türkmen
müziğine hizmet edenler, bu müzik üzerinden hâkimiyet kuranlar,
başka deyişle kedilerini derlemeci bazen de gerçek kaynak sahibi
sayan ve diğer Türk sanatçılara bu müziği satanlar, büyük
paralar kazanmışlar.
Üçüncü grup: Irak
Türkmen müziğini ekmek kapısı gören birçok Türk sanatçıları,
bunların bir kısmı Irak’ta büyük üne kavuşmuş, kasetleri peynir
ekmek gibi satılmış ve hale satılıyor. Doğrusu bunların birkaçı
kendilerini eleştiri üstü görenler ve istedikleri kadar bu
müziğin içini bozanlar, burada yüzlerce Türkmen eserlerinin
sözünü, müziğini, kimliğini değiştirmek söz konusudur…
Bizim burada amacımız kimseyi kötülemek ve sanatını karalamak
değildir. Bu üç gruptan hangi sanatçı içilirine girer, ya da
girmez diye bizim genel bir tespitimiz yoktur. Çünkü bazen
birinci gruptaki adlar ikinci gruba girer, ya da üçüncü gruptaki
adalar birinci gruba yükselirler, dolaysıyla kavramlar birbirine
karışır ve gruplaşma anlayışın bir anlamı kalmaz. Ama
kendilerini iyi bilenlerin hiçbir zaman şaşmazlar…
Bu
işin ilginç yanı yukarıda değindiğimiz sanatçıların, bizim
müziğe karşı, iyisi, kötüsü olsa, bizim genç sanatçılarımızca
daima iyi örnekler teşkil edilmişti ve onlara körü körüne taklit
etmişlerdi. İşte sorunun başka bir yüzü, iyini kötüden ayırtmak
problemleri ve zorlukları…
2003’de eski rejimin düşüşüyle çıkan kaosta Türkmen Kalesi olan
Türkmen Radyosu yakılmış, 40 yıllık kültürü ayaklar altında
kalmıştı. Dolaysıyla Irak Türkmen müziği büyük bir darbe
yemişti. Bu saydıklarımızı hastalıkları üst üste koyarsan bu
müziğin yolu takanmış demektir. Ama biz hiçbir zaman karamsara
kapılmadık. Çünkü çareler hiçbir zaman tükenmez. Nitekim dipten
gelen dalgalar su yüzüne çıkmağa başlamıştı, örneğin Rauf
kardeşler, Behçet Gamgin ve diğer asil sanatçılarımız bu
çöküntünün karşına çıkmağa, var güçleriyle çalışmışlar ve ümit
veren genç sanatçılarımız yolunun devamını çizmeğe koyulmuşlar,
bu müziği eski parlak yıllarını yeniden yaşatmağa kendilerini
koymuşlar. Genç sanatçılarımızdan: Hasan Neccar, Mehmet Neccar,
Necdet Mustafa, Ali Benna Tuzlu, Hemze Hüseyin Tuzlu, Havar
Bezirgan Erbilli, Tarık Köprülü, Haydar Leylanlı, Ercan Ahmet,
Ahmet Tuzlu
ve diğerleri……….
Asıl Ümit verici olay 2004’te Türkmeneli uydu, Radyo,
Televizyonu kurumların açılması ve 24 saat yayına germesidir.
Bilime, edebiyata, Kültüre, folklora dayalı programlar, belgeler
sunması bizim kültüre çok yararı oldu, bu kalkınma hamlası çok
etkili oldu. Türkmen müziği yeni doğmuş gibi oldu. O akranlarda
hoyrat ve türkülerimizi yeniden duymağa ve izlemeğe başladık,
hem de günün 24 saatinde. Ümitler hiçbir zaman tükenmez. Çünkü
bu müzik hep içimizde yaşadı. Bu müzik sonsuza dek yaşayacak ve
hiçbir zaman sahipsiz kalmayacaktır…
Kaynaklar________________
-
Osmanlı Dönemi Türk Musikisi
Cinuçen Tanrıkorur
Dergah yayınları 2005
-
Kerkük Havaları
Ata Terzibaşı
Birinci cilt Zaman basımevi Bağdat 1989
İkinci cilt Zaman basımevi Bağdat 1991 ( Eski harflerle )
-
Kerkük Türk Halk Musikisinin Tasnif ve Tahlili
Dr. Mahir Nakip
Kültür Bakanlığı
Ankara 1991
-
Kerkük Türküleri
Salih Turhan ve Abdurrahman Kızılay
Ankara 1991
-
Türkiye Dışındaki Türk Edebiyatı Antolojisi, Irak ( Kerkük )
Türk edebiyatı
Prof. Dr Suphi Saatçi
Kültür Bakanlığı yayınları
Ankara 1997
- Çocuk Bahçesi( Eski harflerle )
Cemal Şan
Kültür Bakanlığı, Türkmen Kültür Müdürlüğü
Bağdat 1989
- Notalı Kerkük besteleri ( Eski harflerle )
Salah Şakır Bayraktar
Birinci cilt
Kerkük 1991
-
Haba ( Arapça )
Mehmet Hızır ve Behçet Gamgin
Kerkük 2001
Kerkük Halk Müziği üzerine bir Radyo konuşması
Süleyman Şenel
Kardaşlık, yıl 1 sayı 1 Ocak 1999
Azerbaycan şarkılarını Türkiye’de tanıtan İclal Akkaplan
Tevfik İsmail
Kardaşlık, yıl 2 sayı 8 Ekim – Aralık 2000
Kerkük’ün Tanınmış Ses Sanatçısı Haba’yı Kaybettik
Prof. Dr Suphi Saatçi
Kardaşlık Yıl 3 sayı 11 Temmuz – Eylül 2001
Türkmen Dağarıcığı’ndan Dedem Dede Kalmadı Üreğim Yağı
Prof. Dr Suphi Saatçi
Kadaşlık yıl 4 sayı 13 Ocak-Mart 2002
Ölümün 15 yıldönümü
Mehmed Kalayı
Fevziye Hasasu
Kardaşlık yıl 4 sayı 15 Temmuz, Eylül 2002
Tuzhumatı’dan Bir Portre
Ekrem Tuzlu
Prof. Dr Suphi Saatçi
Kardaşlık yıl 5 sayı 20 Ekim – Aralık 2003
Türkmen Bohçası yıl 1 sayı 2 Nisan,Haziran 2003
Kerkük’ün Sevdalısı İclal Akkaplan ile Söyleşi
Deniz Musa
Türkmen Bohçası yıl 1 sayı 3 Temmuz, Ağustos 2003
Kerkük’ün Usta Ses 80 Yaşında Abdulvahit Küzeci
Kerkük yıl 1 sayı 1 Haziran 2005
Mozart, Batı Müziği ve Biz – Dosya
Türk Edebiyatı yıl 34 sayı 390 Nisan 2006
Tanburi Cemil Bey Çalıyor Eski Plakta - Dosya
Türk Edebiyatı yıl 34 sayı 393 Temmuz 2006
Edebiyat ve Müzik - Dosya
Varlık Nisan 2006
Özel görüşmeler:
Abdulvahit küzecioğlu
Abdurrahman Kızılay
Prof. Dr Suphi Saatçi
Mehmet Rauf
İbrahim Rauf
Tahsin Kerkükoğlu
Behçet Gamgin
İclal Akkaplan
Mehmet Özbek
Hüseyin Bahattin
Yılmaz Erol
Necdet Kifirli
Fethullah Atlınses
Yaşar Mustafa
Mahmut Kılıncı
Nurettin Hamit ( Karakaplan )
Hüseyin Mahmut Beg ( Abu Sinan )
Kamil Köprülü
Arhus Radyosu, Türkmence kısmı ( Danimarka )
|
 |