Anasayfa الرئسية   Bize ulaşın اتصل بنا     Sesli chat دردشة صوتية  

         Ali Yağmuroğlu

 

Seyfettin BİRAVCI

Kerkük, 1948

 

“Yasaları silerim sevgi yoksa faslında

İlk maddenin sevgiyle kurarım temelini

Aşk için yaratılmış insanoğlu aslında

Katlanmayı bilmeyen kaybeder emelini”

 

Bayat aşiretine mensup olan şair, yazar ve eğitimci Seyfettin BİRAVCI, 1948 yılında Kerkük’te doğdu. Öğretmenlik okulunu bitirdikten sonra Kerkük’te öğretmen oldu. Bugüne kadar bu görevini Kerkük’te sürdürmektedir.

 

1960 yıllarında edebiyata başlayan Seyfettin BİRAVCI, önce teke edebiyatına ve hoyratla ilgilendi. Ardından da şiir yazmaya başlamıştır. Yazmaktan fazla okumaya özen gösterip, az ve öz olarak öykü, araştırma, şiir ve düz yazılar yazmakta başarılı olmuştur.

 

Şiirlerini hece ve serbest ölçüsünde yazan şair BİRAVCI, Türkmen şairlerimiz gibi sevgiye geniş yer vermiştir. Türkçe’yi düzgün bir şekilde kullanarak yeteneğini yazı ve şiirlerine yansıtmıştır. Irak Edebiyatçılar Birliği üyesi, 1994 ‘te Filiz adında bir şiir kitabı yayınlandı.

 

15 Temmuz 2004 Kerkük’te Şair Sami Yusuf ve diğer 9 şair ve yazar arkadaşıyla birlikte Işık Edebiyatçılar Birliğini kurdular. Işık dergisinin Sorumlu yazı işleri müdürü idi.

 

05.07.2007 terhinde Kerkük’te gaddarca öldürüldü. Geri de 3 yetişmiş milletsever erkek ve 2 Kız çocuk bıraktı  bıraktı.

 

“Kendisini 30 yıldan beri tanıyorum. Evlerimiz yan yana idi. Geceleri Türk sanat müziğiyle yatardı. Geç saatlere kadar kitap okurdu. Edebiyat ve kültür ile ilgilenirdi. Edebiyata yeni başladığımda, özellikle de yazı konusunda birkaç defa yazdıklarımı S. BİRAVCI’ ye gösterip gözden geçirmesini istedim. Bir iki defa yazılarımı gözden geçirdi. Daha sonra bana dedi ki, bak bundan sonra yazılarını yazarken bazı kurallara dikkat et ve kendine güven yoksa bu işi yarı yolda bırakabilirsin dedi… ”Ş.K.

 

 

         Eserleri:

 

·        Filiz (Bağdat 1994)

 

KERKÜK TABLOLARI

 

Kerkük’ümün al kanı şehit kanın andırır

Cennet meleklerini büyüsüyle kandırır

Yüreğinden fışkıran o kara altın seli

Batıda kulelerin lambasını yandırır

 

Kerkük, Baba Gürgür’le yanağını allıyor

Batış ışınlarını omzuna salıyor

Alkımlarla kuşanmış yosma bir gelin gibi

Çiçeklerin ruhuyla dudağını ballıyor

 

Yıpranmış koca kale gözümüzde fer gibi

Uzaklardan görünen meydanlarda er gibi

Tarihi, motif, müzeler defineler kaynağı

Gizli ezan çekiyor tapınakta şer gibi

 

Kalıtlar sembolüdür yitik kalan Taşköprü

Lover sözcüklerinde yoktur sana eş köprü

Hasanın sert taşları yıllaradır susuz bitkin

Dua okur yalvarır ne olur bir az coş köprü

 

Tarihlere destansın Fuzuli yazmış seni

İlahi bir tablosun doğalar çizmiş seni

Çemberleşen bulutlar yaldızlı bir çerçeve

Tanrılar heykel taraş içimde kazmış seni

 

                                     Seyfettin BİRAVCI

 

 

 

 

AŞK

 

Aşk esrar satmak değil, insan sevmektir insan

O günah sözcüğünü örs üstünde ezmeli

Aşkın gerçek nağmesi vicdan demektir vicdan

Onu bir suç bileni kurşunlara dizmeli

 

Yürekte aşk yok ise onu kesip atmalı

Kalpsiz yaşamaktansa ölüm daha yerinde

Aşkı günah bilene anlatmalı, çatmalı

Kötülükten farkı nedir, sevgi yoksa yerinde?

 

Yasaları silerim sevgi yoksa faslında

İlk maddenin sevgiyle kurarım temelini

Aşk için yaratılmış insanoğlu aslında

Katlanmayı bilmeyen kaybeder emelini

 

                                         Seyfettin BİRAVCI

 

 

 

 

 

AKINCI

 

Ben Türkmenim akıncıyım gaziyim

Şimşek gibi ufuklarda çakarım

Emir gelse ölüme de razıyım

Kükreyerek alçakları yakarım

 

Ülkücüyüm, akıncıyım akıncı

Vatanımı gözüm gibi beklerim

Pekiştirmek zamanıdır inancı

Umutluyum günü güne eklerim

 

Mavi bayrak al bayrağa yaslandı

Tütecektir milletimin ocağı

Bu topraklar gözyaşımla ıslandı

Er yürekte taşıyacak sancağı

 

Kerkük’ümü Köprü bağlar Erbil’e

İki kale kucaklaşır koklaşır

Efkârlanma bitecektir bu çile

O ışıklar er geç bize yaklaşır

 

Bu cephemiz cepheleşe umuttur

Korkuyorum bir gün gelsin erisin

Bu ülkümüz hak yoludur gel tuttur

Kendini yak seni erlerin erisin

 

                         Seyfettin BİRAVCI

 

 

 

 

KÖR OLSUN GÜZELE

BAKMAYAN GÖZLER

 

Bakmaksa hakkımdır sana ne?

Kör olsun güzele bakmayan gözler

Sen de bir çiçeğe baksan bana ne?

Kör olsun güzele bakmayan gözler

 

Güzel gözler nimettir bakmak helaldir

Bakmayan delidir, kördür, kerdir, laldır

Sevdayı anlayan tahtsız kraldır

Kör olsun güzele bakmayan gözler

 

Güzellere bakmak derler günahtır

Güzeli yaratan seven Allah’tır

Bu sevda bir kutsal dipsiz deryahtır

Kör olsun güzele bakmayan gözler

 

                                    Seyfettin BİRAVCI

 

 

 

 

 

DÜNYA CENNET SAYILIR

 

Hep yüreklere bir olsa

İçinde sevgi dolsa

Herkes gerçeği bulsa

Kurttan koyun yayılır

Dünya cennet sayılır

 

Hep dargınlar barışsa

Saf niyetler yarışsa

Birbirine karışsa

Kurttan koyun yayılır

Dünya cennet sayılır

 

Her kes gönlünü serse

Her kes dediğin derse

Her kes murada erse

Kurttan koyun yayılır

Dünya cennet sayılır

 

Canlanırsa vicdanlar

Temizlenirse kanlar

Hur yaşarsa insanlar

Kurttan koyun yayılır

Dünya cennet sayılır

 

               Seyfettin BİRAVCI

 

 

 

 

 

 

BOSNA HERSEK

 

“Fatih” in kılıcı parladı durdu

Kuşkulu haberler sızdı batıya

“Yaytı” da Kralın başını vurdu

Hakkın öz nurunu saçtı atiye

 

Uyandı Avrupa nal seslerine

Sıçradı Mehmetçik kişnedi atlar

İrkildi “Viyana” heveslerine

İşlendi yüreğe kutsal ayetler

 

İlim konuşunca yiğitlik sustu

Kılıç lal kesildi kında paslandı

Kilise yediği imanı kustu

Ağladı erenler hilal yaslandı

 

Düştü üstümüze haçın gölgesi

O çağlar botunca hep pıta geldik

Hayala kapıldık şişti bölgesi

“ Nasrunmine Allah” zafer diledik

 

Kestiler, biçtiler kanlar içinde

Kızların afti talandır talan

Orada insanlar candan geçtiler

Bu günde insanlık yalandır yalan

 

                             Seyfettin BİRAVCI

 

 

 

 

 

 

VATAN SEVGİSİ

 

Bu millet sevgisi elimde değil

Yürekte kazılmış dilimde değil

Silahım içimde belimde değil

Mert insan yolundan ölse de dönmez

Yurt aşkı içinde hep yanar sönmez

 

Bu can kurban olsun kutsal vatana

Yazık olsun başka vatan tutana

Allah lanet etsin vatan satana

Mert insan yolundan ölse de dönmez

Yurt aşkı içinde hep yanar sönmez

 

Yalnız ben kalırsam bu yoldan geçmem

“Kerkük öz ilimdir” başka ili seçmem

Bilsem de ölürüm yurttan geçmeme

Mert insan yolundan ölse de dönmez

Yurt aşkı içinde hep yanar sönmez

 

                                   Seyfettin BİRAVCI

 

 

 

 

HAM HAYAL

 

Kader peşinde koştuk ham hayalla avunduk

Boş çemberler içinde hep döndükçe döneriz

Ilgımı kucakladık kalçaları savunduk

Pamuk gibi tutuştuk hep söndükçe söneriz

 

Hep ardık ararız cennete giden yolu

Üç beş günlük dünyayı cehenneme döndürdük

Riyakarlığı götürdük denedik sağı solu

Yazık bir üfürükle dev güneşi söndürdük

 

Her şey haram dedik halalı çaldık yedik

Birbirine uymuyor sözümüzle özümüz

Yirminci çağ da bitti özümüze gelmedik

Karanlığa takıldı “ alaturka” gözümüz

 

Biz bizce örnekleriz durmadan saklarız

Geçmişin kuyruğuna gurur ile takıldık

Softalığın özüyüz hep basmakalıplarız

Dünya sıçradı, biz de yerimizde çakıldık

 

Maneviyat varsa da madde de köktür, temeldir

Değişmek ister isen önce çevreyi değiş

Ezelden esmer lokma tek amaçtır, emeldir

İnan bizi değişmez hiçbir fetva bin değiş

 

                                  Seyfettin BİRAVCI

 

 

 

 

PAŞAM DOĞRAMACI’YA

 

İhsan Baba, Gürgür baba selam dedi sizlere

Rehber diye kucak açtın, can kesildin bizlere

Gül getirdik, Kerkük, Erbil, Telafer, Bayat’tan

Mazlum geldik mazlum gittik zevk almadık hayat’tan…

 

Deme gözden

Su çıkar Deme gözden

Sen, kalplerde yaşısan

Uzağam deme, gözden

 

                                     Seyfettin BİRAVCI

 

 

 

ANNEME BİR AÇIK MEKTUP

 

Öldün mü anneciğim? Nerdesin? Bu ne hal

Ölmeden bir gün önce kucağına beni al

Seksen yıldır öksüzüm ne olur yanımda kal

Ya gel beni kucakla ya da bu turdan vazgeç

Ya gel yol göster bana yada bu yoldan vazgeç

 

Ne yaptımsa garibim, yabancıyım, bağnazım

İnsaniyettir ülküm yazık sözde kurnazım

Türklükle suçlanmışım buymuş kaderim yazım

Ya gel saçımı okşa ya da bu turdan vazgeç

Ya gel barındır beni ya da bu düşten vazgeç

 

Ben tutsak bir çocuğum huysuzlar arasında

Yasasız ormandayım hak yoktur burasında

Ne gelecek başıma bu meçhul sonrasında?

Ya buna bir teselli yada bu turdan o bayrak

Ya gel başar işimi yada bu işten vazgeç

 

Üstümde dalgalansın huzur duyusun o bayrak

Bırak birde sulansın al kanımla bu toprak

Oğuzlar beşiğidir yurdumuzdur bu Irak

Ya dindir göz yaşımı yada bu turdan vazgeç

Ya kır felek kolunu yada bu koldan vazgeç

 

Görsem güneş yüzünü bin yıl daha yaşarım

Kabarıp, ürperirim deniz gibi taşarım

İnan ki sen olmasan bu dünyayı boşarım

Ya gel avut, umut ve yada bu turdan vazgeç

Ya kahret bu kaderi yada bu rolden vazgeç

 

Şiirim canım gibi titrektir hep kan sızar

Söz etsem halimizden destandır bitmez uzar

Çektiğim o çileler dramdır bitmez uzar

Ya bul bana bir çare yada bu turdan vazgeç

Ya gel kurtar yavrunu yada bu yoldan vazgeç

 

                                                Seyfettin BİRAVCI

 

 

 

 

HATİRA DEFTERİMDEN

 

Yıllar, yaşadığın zamanlar, kum kes gibi ağır geçer..

Yılların misafirliği çok ağırdır..Ama geçti mi yel gibi geçer..

Bizler de arkasından bakarak anıları çiğneyerek hasretler savururuz..

 

İşte ilk okulun birinci sınıfına daha dün gittim..Dipdiri duruyor hatıramda...Yılları yutan ömrüm neresinde?..Neşeli, açıklı hatıralar dolu o güzelim günler neresinde?...

 

Minik arkadaşlar, oyunlar, oyuncaklar, çalışmalar, öğretmenler, hocalar onların sitemleri azarlamaları, falakaları, değnekleri, tokatları ne güzelmiş..

 

Onlar hatıra defterimizi süsleyen motiflerdir..

 

 

Yazın, kışın o kuru tahta üstünde uyumamız..titremeler,terlemeler de başka bir alem imiş..

Hele sabahleyin okuduğumuz Türküleri, Şarkıları, Marşları hiçte unutamam... O renkli mevsimlerdeki tazelik ruhumda, kafamda hep canlanıyor:

 

 

Bir yılda dört mevsim var

Birincisi ilkbahar

İlkbahardan sonra yaz

Yazdan sonra son bahar

Son baharda çok sürmez

Sarar her yeri karlar

Gelir o beyazlanmış

Cübbesiyle kara kış

 

                   Kerkük, 2002

 


 


 

 

 

 

 

Copyright ® 2005 iraqiyoon.com All Rights Reserved