Anasayfa الرئسية   Bize ulaşın اتصل بنا     Sesli chat دردشة صوتية  

           Hoş geldiniz اهلاً وسهلاً 

Prensesin Rüyasi

 

Gözlerine degen sabah isiginda, uykusunu bölen o isiga yavasca kendini teslim ediyordi. Akli batindaki rüyadan yavasca ayrilma vakti gelmis, ve kendini mecburen günesin ona hediye ettigi isiklara ayip olmasin misali, günese kendini teslim ediyordi. Oysaki onu nerelerden getirdigini, nelerleyken ve kimlerleyken onu bedenine cagirdigini bilmiyordi masum günes. Senelerce o rüyada kalabilir o rüyasinin hic bitmesini istemiyordi. Allahin bu güzel isine bak. Kendisi ne durumda iken, dünya ahirete yaklasir iken,bu güzel prensesine rüyasinda neleri gösteriyordi, kimlerle agirliyordi onu. Günesin isigi israrla gözünü acmaya calissada,o hala gözlerini hizlica kapatiyor, sanki acarsa o büyü kaybolacakti ve elinde olmadan herseyden uzaklasacakti. Oysaki ne kadarda mutluydu o selalenin yanindaki agacin altinda, ve kendini asla üzüntülü hissetmiyordi. Kulagina kusa benziyen, ama hayatinda asla görmedigi kuslar sarkilar söylüyor; adeta ruhuna masaj yapiyordi. Esen rüzgar yüzüne hafifce öpücük kondurup, saclarini yavasca oksuyordi. Elleriyle üzerinde oturdugu cimene degince, sanki dünyadaki en pahali ipek halisina ellermis gibi hissediyordi kendini Kücük Prenses. Etrafina bakinca gözleriyle gördügü güzellikten ve cemalden alamiyordi kendini Kücük Prenses. ”Nedir burasi Allahim; burdaki insanlar neden bukadar güzel, neden bukadar nur yüzlü; nedir bu insanlar melekmi; nedir Allahim diye kendi kendine düsünüyordi. Nedense etrafindaki insanlar onun oturdugu yerin, tam karsindaki olan sut rengindeki selalenin önündeki büyük cinar agacinin altinda oturan Kisiye gidip, Onunla konusup, Ona ellerinde meyvelerle dolu sepetleri, icecekleri, degisik yemekleri birakip, Onun yüzüne uzunca bakip nazikce konusup sirayla Ondan ayriliyorlardi.

Yavasca ayaga kalkip herzaman giyindigi eskilesmis terliklerini ariyordi Kücük Prenses. Terliklerden eser yokti, ama onlarin yerine pamuktan yapilmis her tarafi tüyle dolu terlikler duruyordi. Bu güzel terlikler kimin acaba diye kendi kendine düsünürken, ”bunlar senin sen giyebilirsin” diye biri seslendi arkasindan. Arkasina döndügü an, bir agactan ve ucan bir beyaz kelebekten baska hic kimseyi göremiyordi Kücük Prenses. Kelebek: ”korkma konusan benim hadi terliklerini giyde seni Onun yanina götüreyim” dedi. Saskinliktan ne yapacagini bilemiyordi Kücük Prenses, acaba gördükleri hakikaten gercek olabilirmiydi. Yavasca kücük ayaklarini pamuk terligin icine usulca birakti, ve ayaklarini hayatinda hic hissetmedigi bir rahatlik icinde hissetti. Kelebegin arkasindan kücük adimlarla kosmaya basladi. Etrafta güzel agaclardan, meyvelerden, hayvanlardan, ucan kuslardan, kosan atlardan, bu nur yuzlu insanlarla doluydi. Kelebegin arkasindan gitmekten baska caresi yokti cünkü kimseyi tanimiyordi bu sehirde. Kelebek bir köprüye dogru ilerledi, köprünün altindan süt renkli olan nehir akiyordi. Köprünün üzerinde güller dizilmis, ama güllerin üzerine basinca güller solmuyor adeta dahada renkleniyor ve kokularini etrafina fiskiriyordi. ”Allahim bu nekadar güzel bir koku, ben bu kokuyu hayatimda koklamadim” diye kendi kendine düsünüyordi Kücük Prenses. Köprüyü yavasca gectikten sonra, o büyük kocaman cinarin yanina yavasca yaklasti. Kelebek ona ”Iste burasi!! Bana düsen vazifeyi yerine getirdim, artik Ona siginabilirsin” diyerek Kücük Prensesi terketti. Kimdi acaba bu Kisi?? Neden herkes bu Kisiye bukadar yaklasmak istiyordi?? Ona yaklasipta yüzüne uzun uzun bakip, ona niye bukadar hayrandilar?? Prenses ayaklarinin onu yavasca götürdügü o agacin altina yaklasti. Agacin altinda bir Adam otuyordi. Adamin etrafinda bu nur yüzlü insanlardan yüzlerce kes daha nur yüzlü, daha güzel anlatilmyacak sekilde güzel insanlar oturuyordi. Ortadaki o kisinin yaninda iki genc Adam vardi. Ikiside nur yüzlü, ikiside kuvvetli, ikiside elbiseleri kendileri nur icindeydiler. Kücük Prenses onlara bakinca aralarindaki benzerligi farketti, ve kendi kendine ” bunlar hic suphesiz iki kardesler, ikiside birbirine cok benziyor diye düsündü. Bu iki heybetli kisinin yaninda bir Bayan oturuyordi. Prenses gözlerini bu güzel bayandan ayiramiyordi. Kücük Prenses hayatinda bukadar güzel, bukadar nur yüzlü, bukadar rahmet dolu yüz görmemisti. Adeta Bayanin nekadar önemli bir kisi oldugunu yüzünden cikan o nurla herkese bildiriliyordi. O güzel yüzlu bayanin tam yaninda oturan Kisiye yöneltti Kücük Prenses gözlerini. Bu yuce Kisinin üzerinde beyaz bir giysi vardi. Giysisi cok parlak adeta altin ile karismis, nurlu bir giysiydi. Kücük Prenses bu yuce Kisinin yüzüne bakamiyordi. Bu büyük Kisinin yüzünden cikan isik ve nur adeta gözlerini kamastiyor ve bu nura dayanamayacak kadar onu kücültüyordi. Hayatini bu büyük Kisiye bakarak bitirebilirdi Kücük Prenses, cünkü hayatinda bukadar güzel, bukadar merhametli, bukadar nurlu, bukadar sicak, bukadar aziz yüz görmemisti. Yüzünden cikan isikla gözlerinden yaslar akiyordi Kücük Prensesin. Mecburen gözlerini kapatmasi ve bu nura elleriyle engel koymasi gerekiyordi. Yavasca ellerini gözlerinin üzerine koydu ve o dayanamadigi nur yavasca azalmaya basladi. Inanmak istemiyordu bu nurdan ayrilmak istemiyordi Kücük Prenses. Ellerini sikica basiyordu gözlerine, sanki basinca nur geri gelecekmis gibi ama, nurdan eser kalmamisti. Gözlerinden akan yasla yavasca acti Kücük Prenses gözlerini. Etrafini karanlik bir oda sariyordu. Gözlerini kapattigi ellerini bulamiyordi birden. Bedeniyle zorluyordi ellerini bulmak icin ama göysünde duran koca tas parcasini cekemiyordi üzerinden. Basini saga sola ceviremiyordi ama yaninda annesinin yattigini hatirladi birden. Annesine seslenmek istiyordi cunku vucudu birden acimaya baslamisti. Yüzünü zorlayarak saga cevirdi cünkü hatirladigina göre dün gece annesi sag tarafinda uyuyordi. Ama nedense annesinin yüzünü göremiyordi. Onun yerine bir tas parcasi vardi, tas parcasininda altinda annesinin sacini görüyordi. Annesinin kafasi tas parcasinin altinda kalmisti. Biraz yüzÿnü asagiya cevirdiginde ise dün gece sol tarafinda yatan kardesinin ayaginin ayni sekilde tas altinda kaldigini gördü. Elleri tas icindeydi cikamiyordi. Icinden bagirmak geliyordi ”baba nerdesin gel bak bize ne olmus anneme ne olmus neden annemin basina tas düsmüs!! Kardesimin cesedine ne olmus neden ayagi cesedinden ayri duruyor!! Neden elimi hissedemiyorum.. vucudumda hissettigim bu aci nedir!! Neden yardim etmiyorsun demek geliyordu icinden, ama sanki sesi kisilmisti ve hic birsey cikmiyordi agzindan her ne kadar icinden bagirsada. Halbuki dün gece nekadarda eglenmislerdi kardesiyle beraber anneleri onlari haftalar sonra ilk kez yikayabilmisti ve rahatca bir banyo alabilmislerdi savasin basladigindan beri ilk aldiklari banyodi ve belkide son..

Kücük Prenses gözlerini kapatmaktan baska care bulamadi. Belki uyursa yine sabah olacak, yine günes dogacakti ve yine annesiyle kardesiyle oynayabilecektiler. Gözlerini zorluyordi israrla birbririne bastiyordi göz kapaklarini. Yavas yavas gözlerine isik degiyordi ama o isik coook uzaktaydi. Her gözlerini birbirine bastirinca isik gittikce yaklasiyordi ve birden isik cogaldi ve yine elleriyle isigi engellemek icin gözlerinin üzerine bastiyordi. Annesinin sesini duyuyordi yavas yavas ve birden annesi ellerini gözlerinden cekti. ”Prensesim nerelere kayboldun sen diyerek onu kucagina aldi. Kücük Prenses yine o güzel sehirdeydi. Etrafinda her yerde agaclar cimenler, ucan kuslar, nur yüzlü insanlar ve en önemlisi o kocaman cinarin altinda oturan kisiler hala ordalardi. Annesi onun elinden yavasca tutarak ”gel prensesim seni Efendimize götüreyim” dedi. Kücük Prensesin yüzü yavasca gülümsedi cünkü Efendimize kavustugunu bilmek onu cok sevindirmisti.

 

ALTUN-HIZMA

 

01.12.2006

 

Copyright ® 2005 iraqiyoon.com All Rights Reserved