|
Prensesin Rüyasi
Gözlerine
degen sabah isiginda, uykusunu bölen o isiga yavasca
kendini teslim ediyordi. Akli batindaki rüyadan
yavasca ayrilma vakti gelmis, ve kendini mecburen
günesin ona hediye ettigi isiklara ayip olmasin
misali, günese kendini teslim ediyordi. Oysaki onu
nerelerden getirdigini, nelerleyken ve kimlerleyken
onu bedenine cagirdigini bilmiyordi masum günes.
Senelerce o rüyada kalabilir o rüyasinin hic
bitmesini istemiyordi. Allahin bu güzel isine bak.
Kendisi ne durumda iken, dünya ahirete yaklasir
iken,bu güzel prensesine rüyasinda neleri
gösteriyordi, kimlerle agirliyordi onu. Günesin
isigi israrla gözünü acmaya calissada,o hala
gözlerini hizlica kapatiyor, sanki acarsa o büyü
kaybolacakti ve elinde olmadan herseyden
uzaklasacakti. Oysaki ne kadarda mutluydu o
selalenin yanindaki agacin altinda, ve kendini asla
üzüntülü hissetmiyordi. Kulagina kusa benziyen, ama
hayatinda asla görmedigi kuslar sarkilar söylüyor;
adeta ruhuna masaj yapiyordi. Esen rüzgar yüzüne
hafifce öpücük kondurup, saclarini yavasca
oksuyordi. Elleriyle üzerinde oturdugu cimene
degince, sanki dünyadaki en pahali ipek halisina
ellermis gibi hissediyordi kendini Kücük Prenses.
Etrafina bakinca gözleriyle gördügü güzellikten ve
cemalden alamiyordi kendini Kücük Prenses. ”Nedir
burasi Allahim; burdaki insanlar neden bukadar
güzel, neden bukadar nur yüzlü; nedir bu insanlar
melekmi; nedir Allahim diye kendi kendine
düsünüyordi. Nedense etrafindaki insanlar onun
oturdugu yerin, tam karsindaki olan sut rengindeki
selalenin önündeki büyük cinar agacinin altinda
oturan Kisiye gidip, Onunla konusup, Ona ellerinde
meyvelerle dolu sepetleri, icecekleri, degisik
yemekleri birakip, Onun yüzüne uzunca bakip nazikce
konusup sirayla Ondan ayriliyorlardi.
Yavasca
ayaga kalkip herzaman giyindigi eskilesmis
terliklerini ariyordi Kücük Prenses. Terliklerden
eser yokti, ama onlarin yerine pamuktan yapilmis her
tarafi tüyle dolu terlikler duruyordi. Bu güzel
terlikler kimin acaba diye kendi kendine düsünürken,
”bunlar senin sen giyebilirsin” diye biri seslendi
arkasindan. Arkasina döndügü an, bir agactan ve ucan
bir beyaz kelebekten baska hic kimseyi göremiyordi
Kücük Prenses. Kelebek: ”korkma konusan benim hadi
terliklerini giyde seni Onun yanina götüreyim” dedi.
Saskinliktan ne yapacagini bilemiyordi Kücük
Prenses, acaba gördükleri hakikaten gercek
olabilirmiydi. Yavasca kücük ayaklarini pamuk
terligin icine usulca birakti, ve ayaklarini
hayatinda hic hissetmedigi bir rahatlik icinde
hissetti. Kelebegin arkasindan kücük adimlarla
kosmaya basladi. Etrafta güzel agaclardan,
meyvelerden, hayvanlardan, ucan kuslardan, kosan
atlardan, bu nur yuzlu insanlarla doluydi. Kelebegin
arkasindan gitmekten baska caresi yokti cünkü
kimseyi tanimiyordi bu sehirde. Kelebek bir köprüye
dogru ilerledi, köprünün altindan süt renkli olan
nehir akiyordi. Köprünün üzerinde güller dizilmis,
ama güllerin üzerine basinca güller solmuyor adeta
dahada renkleniyor ve kokularini etrafina
fiskiriyordi. ”Allahim bu nekadar güzel bir koku,
ben bu kokuyu hayatimda koklamadim” diye kendi
kendine düsünüyordi Kücük Prenses. Köprüyü yavasca
gectikten sonra, o büyük kocaman cinarin yanina
yavasca yaklasti. Kelebek ona ”Iste burasi!! Bana
düsen vazifeyi yerine getirdim, artik Ona
siginabilirsin” diyerek Kücük Prensesi terketti.
Kimdi acaba bu Kisi?? Neden herkes bu Kisiye bukadar
yaklasmak istiyordi?? Ona yaklasipta yüzüne uzun
uzun bakip, ona niye bukadar hayrandilar?? Prenses
ayaklarinin onu yavasca götürdügü o agacin altina
yaklasti. Agacin altinda bir Adam otuyordi. Adamin
etrafinda bu nur yüzlü insanlardan yüzlerce kes daha
nur yüzlü, daha güzel anlatilmyacak sekilde güzel
insanlar oturuyordi. Ortadaki o kisinin yaninda iki
genc Adam vardi. Ikiside nur yüzlü, ikiside
kuvvetli, ikiside elbiseleri kendileri nur
icindeydiler. Kücük Prenses onlara bakinca
aralarindaki benzerligi farketti, ve kendi kendine ”
bunlar hic suphesiz iki kardesler, ikiside birbirine
cok benziyor diye düsündü. Bu iki heybetli kisinin
yaninda bir Bayan oturuyordi. Prenses gözlerini bu
güzel bayandan ayiramiyordi. Kücük Prenses hayatinda
bukadar güzel, bukadar nur yüzlü, bukadar rahmet
dolu yüz görmemisti. Adeta Bayanin nekadar önemli
bir kisi oldugunu yüzünden cikan o nurla herkese
bildiriliyordi. O güzel yüzlu bayanin tam yaninda
oturan Kisiye yöneltti Kücük Prenses gözlerini. Bu
yuce Kisinin üzerinde beyaz bir giysi vardi. Giysisi
cok parlak adeta altin ile karismis, nurlu bir
giysiydi. Kücük Prenses bu yuce Kisinin yüzüne
bakamiyordi. Bu büyük Kisinin yüzünden cikan isik ve
nur adeta gözlerini kamastiyor ve bu nura
dayanamayacak kadar onu kücültüyordi. Hayatini bu
büyük Kisiye bakarak bitirebilirdi Kücük Prenses,
cünkü hayatinda bukadar güzel, bukadar merhametli,
bukadar nurlu, bukadar sicak, bukadar aziz yüz
görmemisti. Yüzünden cikan isikla gözlerinden yaslar
akiyordi Kücük Prensesin. Mecburen gözlerini
kapatmasi ve bu nura elleriyle engel koymasi
gerekiyordi. Yavasca ellerini gözlerinin üzerine
koydu ve o dayanamadigi nur yavasca azalmaya
basladi. Inanmak istemiyordu bu nurdan ayrilmak
istemiyordi Kücük Prenses. Ellerini sikica basiyordu
gözlerine, sanki basinca nur geri gelecekmis gibi
ama, nurdan eser kalmamisti. Gözlerinden akan yasla
yavasca acti Kücük Prenses gözlerini. Etrafini
karanlik bir oda sariyordu. Gözlerini kapattigi
ellerini bulamiyordi birden. Bedeniyle zorluyordi
ellerini bulmak icin ama göysünde duran koca tas
parcasini cekemiyordi üzerinden. Basini saga sola
ceviremiyordi ama yaninda annesinin yattigini
hatirladi birden. Annesine seslenmek istiyordi cunku
vucudu birden acimaya baslamisti. Yüzünü zorlayarak
saga cevirdi cünkü hatirladigina göre dün gece
annesi sag tarafinda uyuyordi. Ama nedense annesinin
yüzünü göremiyordi. Onun yerine bir tas parcasi
vardi, tas parcasininda altinda annesinin sacini
görüyordi. Annesinin kafasi tas parcasinin altinda
kalmisti. Biraz yüzÿnü asagiya cevirdiginde ise dün
gece sol tarafinda yatan kardesinin ayaginin ayni
sekilde tas altinda kaldigini gördü. Elleri tas
icindeydi cikamiyordi. Icinden bagirmak geliyordi
”baba nerdesin gel bak bize ne olmus anneme ne olmus
neden annemin basina tas düsmüs!! Kardesimin
cesedine ne olmus neden ayagi cesedinden ayri
duruyor!! Neden elimi hissedemiyorum.. vucudumda
hissettigim bu aci nedir!! Neden yardim etmiyorsun
demek geliyordu icinden, ama sanki sesi kisilmisti
ve hic birsey cikmiyordi agzindan her ne kadar
icinden bagirsada. Halbuki dün gece nekadarda
eglenmislerdi kardesiyle beraber anneleri onlari
haftalar sonra ilk kez yikayabilmisti ve rahatca bir
banyo alabilmislerdi savasin basladigindan beri ilk
aldiklari banyodi ve belkide son..
Kücük
Prenses gözlerini kapatmaktan baska care bulamadi.
Belki uyursa yine sabah olacak, yine günes dogacakti
ve yine annesiyle kardesiyle oynayabilecektiler.
Gözlerini zorluyordi israrla birbririne bastiyordi
göz kapaklarini. Yavas yavas gözlerine isik
degiyordi ama o isik coook uzaktaydi. Her gözlerini
birbirine bastirinca isik gittikce yaklasiyordi ve
birden isik cogaldi ve yine elleriyle isigi
engellemek icin gözlerinin üzerine bastiyordi.
Annesinin sesini duyuyordi yavas yavas ve birden
annesi ellerini gözlerinden cekti. ”Prensesim
nerelere kayboldun sen diyerek onu kucagina aldi.
Kücük Prenses yine o güzel sehirdeydi. Etrafinda her
yerde agaclar cimenler, ucan kuslar, nur yüzlü
insanlar ve en önemlisi o kocaman cinarin altinda
oturan kisiler hala ordalardi. Annesi onun elinden
yavasca tutarak ”gel prensesim seni Efendimize
götüreyim” dedi. Kücük Prensesin yüzü yavasca
gülümsedi cünkü Efendimize kavustugunu bilmek onu
cok sevindirmisti.
ALTUN-HIZMA
01.12.2006
|