|
BAĞDAT ABU
GARİP ÖZEL SİYASİ HAPİSHANESİNDEN,
ACI,
ÇİLELERLE TÜRKÇÜLÜK, DAVASI YOLUNDA
ENVER
NEFTÇİ
---------------------------------------------------------------------
YAZAN :
SADUN KÖPRÜLÜ
--------------------------------------
Irak
Türklerinin milli Türkçülük davası büyük liderlerle,
kahramanlarla tanınmaktadır, Bu milli yolda çok
sayıda önderlerini liderlerini Kerkük uğrunda,
Türkçülük uğrunda şehit vermişlerdir.
Uzun
yıllar yaşamını hapishanede geçiren iki defa
tutuklanan simgesinden milli yolundan taviz vermeden
kalp hastalığından ondan ilaç kesme nedeniyle şehit
olan, Enver Mahmut Neftçi 1930 Kerkük doğumlu7 Ocak
1993 uzun süre kalp hastalığı nedeniyle hasta
düşerek hapishanede ölmüştür.
Ağabeyimiz
uzun yıllardan beri kendisini milli Türkçülük
davasına vererek, tanılan parlak bir simedir,
hayatini Türk milletine Kerkük vermeye hiçbir zaman
geri kalmadan, kendisini bu yola adayarak her türlü
sürgün, işkence tutuklanmaya maruz kalarak, hiç bir
zaman Türkçülük ilkesinden uzak kalmamıştır.
Tek
benimsediği tutmuş olduğu milli Türkçülük davası
yolunda malına, mülküne aldırmadan en değerli Türk
milleti uğrunda, canını, kanını her an adamaya
çalışmaktaydı, yorulmaktaydı, her şeyini bu yolda
verdi 1959 yılında defalarca Kürtler, komünistler
onu öldürmeye kalktılar, Milli Türkçülük davasından
dolayı ilk defa şehit Fatih Şakır, Ekrem Demirci,
Hadi berber, Mehmet Terzi ile birlikte 1970
yıllarında Doktur Nefi Demirci beyin yayınlamış
olduğu Kerkük bülteninden dolayı tutuklanmıştır.
İkinci
defa Türkçülük davasından dolayı Saddam rejimi
ikinci kes her türlü yolla onu tutuklayarak her
türlü suçlamayla Türkiye, Türklüğe bağlayarak önce
idam sonradan hayat boyu her türlü baskı işkenceyle
muhaberat Berzan el Tikriti tarafından
yargılanmıştır .
Ve Abu
garip özel siyasi hapishanesine gönderilmiştir .
Rahmetli
Enver Neftçiden bir sene sonra tutuklandım onunla
aynı davada rahmetli Fatih Şakır bulunmaktaydı, 1979
yılında milli davayla ilgili yakalanmıştır, iki
lider Fatih Şakır ve Enver Mahmut aydın, kültürlü,
mücadeleci, Türkçü korku bilmeyen özveriydiler .
Enver
Neftçi 1979 yılında tutuklandı Türkiye, Türklükten
dolayı o sıralarda benden birkaç ay önce kardeşim
Ümit Köprülü 6 yıl tutuklandı, şehit Enver bizim
hüküm olmamızı duyunca Türkmenlerde en yaşlı
bilgili olarak bize koşarak sarıldı kucakladı,
gözlerinden yaşlar aktı iki kardeş olduğunuza bir
evden üzüldü, ve çok sevindim idam olmadınız,
sizleri gördüm mutlu oldum, seni duydum idam
edecekler, sevindim buraya geldiniz bu çocuk
yaşlarda hapis olmanız çok zor, davanda çok zor
hiçbir zaman özgür olman kolay değil Saddam rejimi
hiçbir zaman bizleri özgür bırakamaz, çünkü 158 ve
204 maddası Irak yasasında çok ağırdır, doğrudan
öyle onlarca af verildi bizleri serbest
bırakmadılar, ister gizli ister ortalıkta olsun.
Evet
benimle kardeşim Ümit tutuklandığımız sırada çok
genç yaşta idik ben bir hafta olmuştu Avukat olarak
mezun olmuştum, kardeşimde petrol enstitüsün
bitirmiştir .
İkimiz
beraber olarak yatana kadar hep Enver Neftçi beyle
olmuştuk, bize çok yakın biriydi, rahmetli Türkçe,
İngilizce, Arapça bizim için bir sözlük
sayılmaktaydı, bilgili, tarihçi, aydın kültürlü hep
bize Türk milletinden Türk tarihinden Büyük
kurtarıcı Atatürk’ten,Türk büyüklerinden,
liderlerinden, devletlerinden konuşurdu .
Enver
Neftçi büyük bir Türkçü tam olarak Hüseyin Nihal
Atsızın yolunu izlemekteydi, ve prensibini, ilkesini
uygulamaktaydı, din bakımında her şeyi Türk
milletine ırkına bağlıydı, Türk milleti için
yaşamayı, ölmeyi arzu ederek canından fazla Türk
milletini sevmekteydi .
Enver
Neftçi artık bir büyük Türkçü idi canıyla, iç
doygusuyla şerefiyle, Türkiye’ni seven bir aydın
insan sayılırdı.
Mahpushanede çetin, özlemli, işkenceye rağmen Türkçe
bir şarkı, Türkü için can atardı, Saddamın döneminde
Türkçe kılıp,kesit Türkçe her şey yasaklanmıştır.
Irak
Televizyonu hep Saddamla ilgili yayın yaparak
programlar hep Arap’çaydı Türkçe, Türk dünyasıyla
her bir konu, kitap, dergi, gazete resmi olarak
Saddam rejimi tarafında yasaklanmıştır.
Bu baskı,
acı, çileli duruma karşı sürekli olarak görüşmeme
gelen Anne, Baba, Kardeşlerim, Teyzem tarafından
gizli saklı olarak Türkçe yayınlar ulaşmaktaydı,
görüşmede bize evden yemek gelerek, yemeğin
arasında, altında kitaplar, gazete, dergiler saklı
olarak gelmekteydi.
İster
yufka ekmek arasında olsun, ister tencerede meşhur
Kerkük dolması altında bırakılarak, bize ulaşırdı,
bu yayınları emniyet, istihbarat, muhaberatın gözü
önünde uzak durarak en çokta gecenin son saatleri
bizden biri kapıyı gözeterek okurduk, Türkçe bilen
arkadaşlara sırasıyla bu yayınları vererek
okurlardı. benden önce beklemeden Enver bey okurdu,
ve Türkçe okuma bilmeyenleri de öğretirdik .
17 sene
hapishanede Anne, Baba, kardeşlerimin, Teyzemin
mücadelesi ile bu yayınlar sürekli bana gelmekteydi.
bu yayınların bir bölümü şunlardı Dokuz Işık, yeni
ufuklara doğru, Türkçülük meseleleri, Nutuk, Emine
ışın su, Ata Türkün, Alp Arsalan Türkeş, Nihal
Atsızın, Ziya gök alp’ın kitapları, bunun yanında
Mehmet Akif Ersoy, Namık Kemal, Emin yurda kol,
Niyazi yıldırım genç Osman oğlu, ve başkaları,
gazete , dergilerse Boz kurt, Devlet, Gül pınar,
Türk Edebiyatı, Irak dünya Türklerinin kitapları,
dergileri, gazeteleri bunların arasında
gelmekteydi, ayrıca her türlü alanda yazı şiirlerde
okuma okuyup yazmaktaydım .
Hapishanede Radyonun yasak olmasına rağmen gizli
olarak küçük bir radyodan gecenin son saatlerinde
yatak altında haberler vaktini bilerek dinlemekle
önemli konuları arkadaşlara bildirmekteydim, nasıl
ise her türlü baskı işkenceye karşı aktarmaya rağmen
okuyup yazıyordum.
Birde
radyo evini dinleyerek günlük olup bitenlerden
haberdar oluyordum, siyasi özel hapishane ne kadar
zor çetin acı olmasına rağmen kendi, kendime özel
bir yaşam program düzenleyerek uygulamaktaydım,
uyuma, kalkma, yemek okumak saatleri, yazmak ve
gizli olarak Türkçe radyo dinlemek 17 sene bu
uygulamayla geçerek yene işkence, baskı, aktarma
tehlikeden kurtarmazdım.
Hapishanede Saddam yanlıları münafıklar iki yüzlüler
hakkımızda raporlar yazarak istihbarat, emniyete
verilerek ajanslar tarafından sürekli olarak
yazılarak günlük Saddamın eline ulaşırdı .
Her bir
bakımdan hapishanede çok sesiz olarak her insanla
dost ilgili güçlü olarak her insanlardan karşılık
sevgi görmekteydim, buna karşı elimden çok defa
raporlar yazılırdı, gizli Türkçe, kitapların,
gazetelerin bültenlerin, radyonun yanımda olduğunu
haberler dinlediğimi, hapishanede gizli
toplantılar,Türkçe Irak Türkleri hakkında haberler
gönderdiğimi raporlamışlardır.
Bende olan
radyo her türlü yayınları gizli tutarak yatak odamı
aktarmalarına rağmen, her şeyi alıp alt üst ederek
hiçbir belge elde edememişlerdir .
Çok defa
radyo Türkçe yayınlarla ilgili tek odaya bırakılarak
türlü işkenceye uğramaktaydım, en son 1995 tarihinde
odamı arayarak yasak kitaplarla, radyonun bende
olduğunu yüzde, yüz tespit etmişlerdir, buda doğru
idi sabah odamı arayan 20 kişi emniyet, muhaberat
spor oynadığım halda, hapishanenin sesli araçları
ile beni çağırarak, odaya girdim her şey karışmıştı
odamda şeker, tuza, çaya kibrit kutusunu bile
aramışlardır .
Bulmayınca
göz önünde olan kitapları alıp benimle emniyet
odasına götürerek, doğru söyle sana hiçbir işkence
yapmayız, ve yargı evine vermeyiz, dün gece senin
yanında üç radyo ve altı kitap odandaydı, nerde o
kitaplar.
İşte
bunlar, radyo yoktur aradılar odayı yatağımı olsaydı
bulurlardı, inkar etme radyo ile kitaplar sende idi
dün gece, kime verdin adlarını söylemesen seni
bırakmayız, işkence yapmadan, ben yalan
söylemiyorum, doğru bende radyo yoktur, kitaplarda
odamda bulduğunuz kitaplar, buda normal roman
kitapları, ayrıca dil okuma İngilizce, Almanca,
İspanyolca, Arapça ders öğrenme kitapları,
Hapishanede Ana Türkçe dilimin yanında İngilizce,
Almanca, İspanyolca, Farsça, Fransa’ca ders
görmekteydim, onların istedikleri aktardıkları
yalnız yasak olan Türkçe kitaplarmış, doğru dün gece
söyledikleri radyo, kitaplar bende bulunmaktaydı, üç
radyo, 6 kitapla birlikte gece saat 8 akşam, Enver
Neftçi beye tartışmadan sonra bu gece sabaha kadar
kalacağını ve kitap okuyacağını bana söyledi, bende
ona gizli olarak üç kitap Türkeş’in Yeni ufuklara
doğru, Ata Türk’ün, Nutuk, ve Boz kurt adında bir
dergi vermiştim, ayni akşam şehidimiz Yaşar Cengiz
ile yemekten sonra ona da üç kitap verdim, birde o
gün çok yorgun bir durumda idim hastaydım, erken
uyumak istiyordum, Yaşar Cengi için vermiş olduğum
kitaplarsa, Boz kurtların ölümü, Dokuz ışık,
Türkçülük meseleleri, o gece Enver Neftçi beyle
Münir Kafili, Yaşar Cengiz ve İzzettin Tuzlu ile
birlikte yemekteydik.
Artık o
gece bende ne kitap, ne gazete, dergi kalmamıştı,
yalnız üç radyo vardı, birini benden Münir istedi,
ötesini Enver beye verdim, yanımda bir tek radyo
kalmıştı, gece yarısı güvendiğim Irak’ın güneyinden
Basralı Seyit Haşim isminde birine verdim, görünüyor
bu gece önemli haber var diye benden aldılar.
Artık
Allah yardım etti bana hiçbir yasaklık kalmamıştı o
gece bende sabah saat altı kalkarak bizleri
sıraladılar saydılar .
Arkadaşlar
radyo, kitapları göndermek istediler, söyledim
spordan sonra alacağım onu alsaydım hemen
bulacakladır, ve bu defa büyük yargılanırdım, ama
Allah yardım etti spordan sonra almak istedim,
haberleri olmuştu, odamı aramaya başlamışlar.
Bir ay her
türlü işkence görerek gizli tek odaya bırakıldım
kimsenin adlarını veremeden, aynı yıl iki ay sonra
yanımda radyo, Türkçe kitap, gazete, var diye yene
aramaya başladılar, olduğum odanın arkasında bir
çadırda yangın çıktığını görünceler, benim yaptığımı
söylediler, alıp götürdüler beni, sen hapishaneni
yandırmak istiyorsun, hapishanede olanları kaçırmak
istiyorsun, 4 ay tek odada günde dört defa işkence
görerek, dört aydan sonra tekrar yerime döndüm.
Rahmetli
dayı Enver Neftçi ile sürekli görüşerek günün
olayların sürekli konuşuyorduk, bir türlü
kurtarmadık, Amerikanın tutumu ve İran, Irak savaşı,
birinci körfez savaşı, silkinme, ayaklanma,
muhalefetin durumu, ama bir türlü Saddam düşmedi
Irak’ta ayaklanmada silkinmede 16 şehir düşerek,
Bağdadın bir çok semtleri muhalefet elinde olmasına
rağmen Musul, Selahattin ramaydı kuzey, güney,
Saddamın yönetiminden çıkmıştır.
İki ay
sonra, iki ay devam itmeyen muhalefet, Amerika
destek planı ile siyasi yönetim Saddamın tekrar
eline dönmüştür, bu defa körfez savaşından sonra
işkence, baskılar, idamlar, tutuklamalar artarak
Irak’ın her bir şehri savaş alanına dönmüştü,
hapishanede bunun aynı acı durumda sıkı yönetim
alınarak, etrafı tanklar, hızlı araçlar, Saddamın
saray muhafız güçleri, özel her bir modern silahlara
sahip olan bekçileri hapishaneyi ele geçirerek
sabaha kadar işkence kurşuna dizilme olayları
artarak, insanlar boşu boşuna ölmekteydi.
Bizleri
korkutmak için insanları asılarak işkence
görmekteydi, bunun yanında hapishanelerde olanlarda
korkunç bir durum sürek yaşanmaktaydı.
Her an
ölebilirdik, kurşunlar susmuyordu, önümüzde canlar
düşüyordu, demir kapılar üstümüze kapalı, önce
gördüğüm arkadaşları bir daha görmüyordum, güneş
bile görmüyorduk, emniyet, istihbaratın denetim,
gözetimi, gözünün önünden uzak pencereler arasından
bir bölüm arkadaşlarla, soydaşlarımızla, görüşme
fırsatı oluyordu.
Toprak
altında saklamış olduğum Türkçe kitap, dergilerden,
kitaplardan, gazetelerden hiçbir kimse görmeden,
güvendiğim arkadaşlara veriyordum, önde Enver
Neftçi, Yaşar Cengiz , İzzettin İsmail, Münir Kafili
, Nihat Ak koyunlu, bu kitaplar tutuklandığı zaman,
kimsenin adını vermeden kendinin olduğunu
söylemeliydi .
Rahmetli
Enver Neftçi bey başkalarıyla bu duruma bir çara
etmemiz gerekmekteydi, düşünüyorduk en son birkaç
mektup yazıp durumumuzu, dertlerimizi anlatmamız
gerekmekteydi, çünkü öyle giderse bizleri idam
edecekler, öldürecekler, birkaç kişi ile bu acı
durumu akılcasına düşündük, konuyu ele alarak karar
verdik ben Enver Neftçi, insan hakları, BM, sivil
örgütlere, Irak muhalefet partilere, Türkmen
partilere, Türkiye cumhuriyetine, Alp Arsalan
Türkeş, Süleyman Demirel,ve başkalarına mektuplar
yazmak bu düşünce sırasında, benimle 208 kişinin
adları belli olarak acil olarak Saddamdan emir
olarak bizleri Bağdat’tan Musul Baduş özel siyasi
hapishanesine taşıyacaklar, arkadaşlar, soydaşlar bu
duruma çok üzüldüler, ağladılar ama benim
unutmayacağım çok değerli kardeşlerimi Bağdat Abu
garip hapishanesinde bırakmak yalnız yaşamak zor
olacaktır.
Sayın
Enver Neftçi ve başka soydaşlarımız korkuyordular bu
defa bizlere idama götürmek istiyorlar, korkma Sadun
sana güvencem var yene döneceksin sana inanıyorum
güveniyorum yene bir şeyler yapmalıyız, en çokta sen
iyice düşünmelisin.
Sabah
erkenden 1/1/ 1990 tarihinde bizler 208 kişi olmakla
kapalı otobüslere doldurdular elimiz, gözlerimiz
bağlı susuz, yemeksiz aç olarak her türlü silahlarla
arkamızca askeri araçlar, tanklar, Saddamın özel
muhafız güçleri ile bizi Musul Baduş özel siyasi
hapishanesine bıraktılar, ama gözlerim, aklım
düşüncem hep Bağdat Abu garip hapishanesinde bulunan
Türkmen soydaşlarım yanında, özellikle Enver Neftçi
ve başkaları yanındaydı.
Tam bir
sene orada kaldıktan sonra tekrar 1/1 / 1991
tarihinde, bizleri aynı zorlulukla, işkence, baskı
ile, dosyamızı politikadan değiştirmeyle, katil
olarak bizleri insan hakların komisyonuna, Birleşik
Milletlere gösterdiler, bizleri siyasi olmayan Abu
garip büyük hapishanesine bıraktılar, katil, adam
öldüren, hırsızlar, uyuşturucu, kötü insanlar içine
attalar, dosyamızı değiştirmek ile, ama tam ters
olduğunu BM, İnsan hakları durumumuzu öğrendi,
Bağdat’tın Abu garip büyük hapishanesinde olduğumuzu
bildiler, siyasi olmayan adam öldüren uyuşturucu
normal hapishanede olduğumuza dair, dosyamızı
değiştirme bilgisini almışlardır.
1991
yılında bizleri canavara insan hakları, BM camiası
ziyarette bulunarak durumumuzu anlayarak bu heyet,
ben içinde altı kişini kendi gözetimi, denetimi
altına alarak, bir odaya bıraktılar bizleri,
durumumuzu öğrendikten sonra, gözden geçirerek
siyasi olan dosyamızı Saddamın danışmanları,
yetkileri, tarafından Saddamın emriyle
değiştirildiğini bildirerek bize karşı yapılan her
türlü işkence, haksızlığa vakıf olarak, uzun
yıllardan beri hapishanede kalmamızı dosyamızı
siyasi suçlardan normale değiştirmeleri, ayrıca
tutuklama hapishane sırasında bize karşı olan
haksızlık, işkencelerin, izlerini görerek, pek
yakında bizlere yardım edeceklerini söyleyerek,
özgür olmamıza çapalar göstereceklerini söz
verdiler, iki saat toplantı görüşmelerden sonra,
onların gelişliyle hapishanede durumlar iyileşmeye
başladı, dosyamız tekrar siyasete dönderildi,
bizlere iyice bakmaya başlandı, Musul Baduş siyasi
hapishanede Türkiye, İran, Suriye ve bir çok insan
haklarına, BM sivil örgütlere, muhalefet, Türkmen
perkilerine, Türkiye hükümeti Süleyman Demirel, Alp
Arsalan Türkeş, ve başka yerlere yazmış olduğum
mektuplar neden olmuştur,çünkü tüm radyo evleri
tarafından adımız okunarak gazeteler tarafından
yazılmıştır .
Bu
baskılardan sonra, iyileşme sırasında Araplara,
Kürtlere kapsamlı bir genel af verildi, yene 200
insan bu aftan yaralanmadı, bunların içinde yene
bende yüz binlerce insan içinde yalnız 200 yüz insan
benimle aftan uzak düştü yaralanmadı, iki gün sonra
bizleri olduğumuz normal siyasi olmayan
hapishaneden, tekrar eski yerimiz Abu garip özel
siyasi yerlerimize dörderdiler,
Önce
bırakmış olduğumuz hapishane bam başka olmuştu, kan
kokusu geliyordu her yerden, daha fazla sesiz, korku
her yeri sarmaktaydı, önceden normal bekçisi olan
hapishanede bu defa tam tersine tümünün elinde
modern silahlar, her yeri Saddam bekçileri
muhafızları sarmıştır.
Birkaç
kişiyle birlikte bizleri işkenceyle, iyi vurduktan
sonra, adlarımız okuyarak bizlere odalara
doldurdular, sayım yaptıktan sonra, bizler önceden
arkadaşlarımızın burada olduklarını biliyorduk bir
bölümünün serbest olmasına reğman, serbest
olmayanlarda çoktur, bunların içinde Enver Neftçi,
ve başkaları onların başka yerlerde olduklarını
anladık, onları tekrar görmek kolay değil, kapalı
yerde olarak, günde bir saat güneşe bizleri
çıkarıyorlar, olduğumuz yerlerin küçük pencerelerden
bizlere seslenen soydaşlarımızla, arkadaşlarımızla
günlük olarak bir saat pencerelerin arasından el
uzatarak konuşurduk tekrar onları görmek hiçte olsun
üşünmüyorduk.
artık
dertleşme başlayarak acı, çile, özlemlerimizi
gidermeye bir yıl içinde yaşamış olduğumuz görmüş
olduğumuz durumu birbirimize anlattık bir seneden
görmemiş olduğumuz kardeşlerimizi görünce mutlu
olmuştuk, sayın Enver Neftçi ve başka
soydaşlarımızda çok sevinmişlerdir, her gün
pencerenin telleri arasından görüşüp konuşurduk, bir
ay sonra benimle birkaç kişi m 1söylenen ve Enver
Neftçi beyin olduğu kavuşa bizleri verdiler, kavuşa
taşınarak, burada Irak güneyinden, orta kesimden
İran, İsrail, Rusya, İngiliz, ajansları, muhalefet
partilerine mensup olan Arapların bulunduğu odaya
bıraktılar beni, başka hiçbir Türk bulunmuyordu
kapılarda kapalı, ama karşı odalarda arkadaşlarımız
tanıdıklarımız bulunmamaktaydı, emniyet,
istihbaratın baskı işkencesine reğman arkadaşlarla
görüşüyorduk konuşurduk.
Gizli
saklamış olduğum kitapları, dergileri inanç duyduğum
arkadaşlara veriyordum, onlarda bana önemli siyasi
Arapça, İngilizce kitapları veriyordular,
hapishanenin odaların en alt katında büyük bir alana
televizyon bırakmışlardır.
Televizyonda tüm kanallar birden Saddamın kanalları,
onu zorla ser etmemiz gerekirdi, Saddam konuştuğu
zaman en azından bazan 4–5 saat televizyon önünde
oturup hareket etmeden, kımıldamadan yerimizden
kalkmadan, tüm haberleri Saddamın konuşmaların
dinlemekle ser ederdik çok zor acı durumlar
yaşıyorduk.
O
sıralarda arkadaşlarla sıkı, dost olarak
görüşmekteydik, üç ay içinde birkaç af Araplara,
Kürtlere siyasi dünya ajanlarına verilerek, bizler
hariç tüm insanları dini, milli davaları
kapsamaktaydı, bizler hiç yararlanmadık bu aflardan,
gençlik yaşantımızı demir kapıların arasında
geçirdik, hiçbir af beklemeden, çünkü belli biz
Türkler afin dışarısında kalıyorduk, Türkiye’den
dolayı yargılandığımız için.
yüz
binlerce insanlar hapishaneden özgür oldular bunun
yanında her sene iki senede bir Kürtler, Araplar
özgür olurdular, çünkü ister Celal Talabanı, ister
Mesut Berzanı sürekli olarak Saddam ile
görüşmekteydi, bu nedenle Kürtler tutuklanarak
onların yardımı ile Saddam onlar Salı veriyordu.
Ayrıca
kapalı yerlerde bulunan binlerce erkek, kadınlar
hizip Allah , hizip dava İran ile ilgili yüzlerce
insanlar siyasi tutumunda dolayı her türlü araçlarla
idam olarak, işkence altında elektrikle asılarak
andırılarak kurşuna dizilmekle, kesilerek doğramakla
hayvanlara etleri verilirdi denize atılırdı,
insanlar günlerce yemeksiz, susuz kalarak tavana
asılarak işkenceyle can verirdiler.
Önceden
bana idam hüküm verdikten sonra bir hafta
ertelenmekle o günde 63 bin insan asker sivil
olarak idam olmuşlardır.
Rahmetli
Enver Neftçi beyle akşam saat 7 dan sabah dörde
kadar bir arada arkadaşlarla konuşuyorduk, o gün
Saddamın doğum günüydü bizlere bir az özgürlük iki
yüzlüler münafıklar Saddamcılar, emniyet, muhaberat,
istihbaratla çalışan belli insanlar, Saddamcın şarkı
söyleyip tören yapıyordular, sevinçli, mutluydular
Saddamın bir af vereceğini bu gün
bekliyordular,çünkü Saddam çoğunluk af doğum günü
ile ilgili olarak her yıl istediği ve kendi
insanlarına vermekteydi
ama yene
öyle oldu af verildi hapishane, bölüm insanlar
sevindi, bir bölüm insanlar üzüldü, bu af az belli
insanlar tutarak bunların arasında Kuveyt ajansı
olan Hamit Baha adında güneyli bir Arap af
bekliyordu mutluluktan elinde Saddamın resmini
tutarak bağırıyordu, Arapça yaşasın Saddam, ama bir
dakika sonra anlaşıldı bu af yalnız 6 kişiyi serbest
bırakacak, bu acı duruma hapisler dayanmadı, Hamit
Baha elinde olan Saddamın resmini hemen yere atarak
Hamit Baha elinde olarak iki üzüldü en iyisi onu iki
yüzlüler münafıklar görseydi anıdan Hamit idam
olurdu, çünkü Saddama af söyleyen sorusuz idam
olurdu.
Abdul
rahim uda adında Nasırıyalı biri bir gazete üstünde
yemek yiyerek Saddamın resmi olunca görünceler,
Saddamın kardeşi Sebavi Tikriti tarafından gözümüz
önünde kurşuna dizilmiştir.
Rahmetli
Enver Neftçi ile konuşurduk, televizyonda yayınlanan
af boş olarak bizce bir an bile sevinmedik mutlu
olmadık, durumu iyice biliyoruz af veriyorlar bizi
serbest bırakmadan, bırakmıyorlar, bu af bizi
tutmadığını biliyorduk günler çok zor geçmektedir.
Emniyet,
istihbarat, muhaberat Saddamın özel muhafızları
saray güçleri, her türlü silahlarla dolaşıyorlar,
tanklar araçlar hapishanenin etrafını sarmaktaydı
okumak çok zor her yeri her köşeni arıyorlar.
Radyo
dinlemek, kitap okumak yasak idi, sobalar
eletirlikli olarak ellerinde her kese vuruyorlar,
yaş, gence aldırmadan acı duruma karşı sevdiğimiz
insanları kayıp etmekle acıya dayanmıyorduk,İlk
ölenler arasında Türkçü milliyetçi Fatih Şakır
Kifirli, hastanede şeker hastalığı nedeniyle, ondan
ilaçlar kesilmekle, dışarıdan, evden gelen ilaçlara
el koyularak ölümüne Saddamçılar sebep olmuşlardır .
Hapishanede ölen şehitlerimiz çok acı, çile
çektiler doğru toprak, yurt sever milliyetçi, Türkçü
insanlarımız tüm varlıklarını bu yolda bıraktılar,
çocuklarına topraklarına, yurtlarına hasret kaldılar
acıyla Türkiye özleyişiyle, derdiyle yaşadılar,
öldüler.
Şehitlerimiz yüce tarih yazdılar, Rahmetli Enver
Neftçi beyi en son 1993 günü bana bu sözleri
söyledi, bu sözler hala karşımda kulaklarımda fısıl,
fısıl sesle canlanmaktadır, bence ne kendisi öldü
nede sözleri, bu gibi Türkçü Hüseyin Nihal Atsızın,
Ata Türkün yolunda, izinde yürüyenler ölemezler,
büyük Türk tarihi onları her Türk toprakları
kucakladı, göksünü açtı, onları seve, seve bağrına
bastı, onları Türk milletinin Türklüğün şehitleri,
temiz, şerefli milletin vefalı özveri insanları,
onlar ölmeyen Türkler, önler ölmediler, arkalarında
binlerce milli dava Türkçü, kültürlü, eğitimli,
atılgan, yiğit aslanlar yetirdiler, Türkiye
cumhuriyeti, bu gençliği hala Ata Türk
yürütmektedir, o kutsal topraktan, mezarından bu
büyük Türk devletini hüküm etmektedir, onun adıyla,
şanıyla, töresiyle, Türklüğün şerefi, büyüklüğüyle,
Türkiye cumhuriyeti, tüm dünya Türklerinin birliğini
varlığını sağlayarak, sürerek yaşam sürmektedir .
Evet doğru
söylemiş büyük Ata Türk, Ne mutlu Türküm diyene,
Türk olmak, Türkçü olmak, bam başka Türklüğe, Türk
yoluna, milletine, davasına prensibine, adanan doğru
insan olarak Türk insanıdır.
Bu
toprakları kuruyan, kanı bu uğurda veren, Ne mutlu
Türk olana, ne mutlu Ulu Tanrı bizleri Türk
yarattığına, Ata Türk, Alp Arsalan Türkeş, yüce
kahraman büyük liderler, yiğitler, Oğuzların,
Türkmenlerin, Boz Kürtlerin, soyundan dünyaya
gönderdi, insanlar sevgi, kardeşlik, duygu insanlık,
efendilik, erdemlik, şeref töre, devlet, İmparator
kurma büyük uygarlık kurmayı öğretti.
Enver
Neftçi dediğimiz gibi kahraman büyük
milliyetçi,Türkçü bir Türk, kültürlü, tarihçi lider
bir insan, Türklüğe damgasını vuran bir sağlam
insan, ölümünden bir sene önce, bana bu altından
daha değerli üstün olan sözleri, tarihin geniş
sayfalarına yazılırsa değerinin üstünlüğünü
vermeyecektir,
sözleri
bir sözcüsü büyük tarihti dır, Enver Neftçi öyle
başlamıştır, biz Türk’üz , Türk olduğumuz için çok
mutluyuz, umutluyuz insanız.
Sadun
senin bu yiğitliğin, kahramanlığın, Türkçülüğün bam
başkadır kendini özveri verdin, dünyanı
seslendirdin, her yere mektup yazdın, bizleri
düşündün, o mekteplerin biri tutulduğu sırada, hem
sen hem tüm ailen idam olurdu, ailen anne babanda bu
özveriye bizim için katıldılar, bizleri hapishaneden
kurtarsınlar kendilerini ölüme, ataşe attılar.
biz
sizlere borçluyuz, çok işkence gördün, tırnakların
söküldü, dayanıp durdun, hiç kimsenin adın vermedin,
Türklüğü her şeyden üstün gördün, canını, kanını
özveri verdin, yolundan dönmeden, bu zor durumda
bizlere çok yardımcı oldun, Türkçe kitapları, gazete
, dergileri korkmadan hapishaneye getirdin.
bizlere bu
kitapları vererek, bizleri aydınlatırdın, ana
dilimiz hapishanede olsun bile, uzun yıllar Türkçe
kitapsız bırakmadın, artık kitapların yanında,
Türkçe dergi, gazete, yasak olan radyo bile, bize
verdin, ondan her gün haberler Türkçe şarkılar,
türküler dinledik, ve hapishanede çok insan bu Türk
kitaplardan ilgilendiler.
Dillerini
öğrendiler, okudular, kültürlü aydın insanlar
oldular.
sadun
bizler seni çok seviyoruz, bu özverilikten dolayı,
inan bana oğlum, benim sonumdu, öleceğim, yaşlandım,
birde çok hastayım, ölmeden Ana vatan Türkiye’ni,
Kerkük, tüm Türk dünyasını görmek isterdim, ama ne
yazık görmeyeceğim, sizlerden tek istek, arzum
çalışın, yorulun, bu yüce milletin umudu sizler,
sizin gibi erlere, yiğitlere ihtiyacı vardır,gözler,
umutlar sizdedir.
Birleşin,
toplanın yeni tarihler yaratın, haklarınızı kanla,
silahla, zorla alın, karşınızda olan düşmanlar,
korkak, bilgisizdi, siz Türk’ünüz, gücünüz,
kelamınız, devletler kuran ulu tarihiniz dünyanı
sarsıdan efendilik, kültürünüz, büyükleriniz,
liderleriniz vardır Ata Türkün, Atsızın ilkesinde
yürüyün, Kürdine, Arabi’ne düşmanlara inanmayan,
hep bizleri arkadan vurdular, Türk’ün dostu, yalnız
Türk’tür, tarih boyunca biliyorsun, düşmanların
bizlere yaptıklarını, Türklükle yaşayanlar,
görecekler, ben ölürsem bu günde çok mutluyum, bir
kuzey Kıbrıs Türk devletinden, bir orta Asya dünya
Türklerinin devletinin bir çok bölümü kurtardı
tutsaklıktan, özgür, bağımsız oldular, Artık Türklük
çağı olacak, Turan devleti, istenilirse, istenilmese
de, gerçek olacaktır.
Amerika
körfez Arap devletlerine, orta doğuya hüküm sürerek,
sonra artık Türk çağı bu yıllarda gerçekleşmekle,
bir Turan dilleri yaratılarak, bir bayrak altında,
bir Turan büyük Türkiye, Türk devleti kurulacak
İnşallah, sizler bu mutlu günleri yaşayacaksınız,
Türkün gücünü, atılganlılığını, yiğitliğini,
göreceksiniz, artık bu çağ sizin gibi Türklerin çağı
olacaktır.
Önceden
bir çok aşiretler kendilerini Arap, Kürt
yazmışlardır, Bugün dönüp tekrar Türkmen olduklarını
yazmaktadırlar, millet hiçbir zaman ölemez, yok
olamaz, ben çok mutluyum, umudum, bek yakında büyük
bir lider Türk milletinin başına çıkacaktır, ve
gelecektir,
Ata Türk
gibi, Hüseyin Nihal Atsız, Alp Arsalan Türkeş, Enver
Paşa Oğuz han, Mehmet Fatih gibi, ben bunu gözümle
görmesem de, sizler göreceksiniz, ben bunları sana
söylemekteyim, ben her gün bin defa ölmekteyim,
belki bir daha görüşmeyeceğiz, sen hala genç
yaştasın, uzun yıllardan hapishanede olmana rağmen,
çok dayanıp durdun, acı çile işkenceye karşı, sen
kendini yetirdin, okuma, yazmayla birkaç diller
öğrendin, kitaplar yazdın, bizlere yardımın oldu,i
her bakımdan sen bizim için çok önemlisin, ben
bugün hepinizde en yaşlıyım, ölüyorum, yataktayım,
hastayım, ölümümün çok yakın olduğunu iyice
biliyorum.
ölmeden
bir gün önce Kerkük, Türkiye’yi görmek isterdim, bir
an önce Irak Türklerinin kurtarılmasını, özgürce
yaşamalarını isterdim, ama ne yazık, Saddam rejimi
ve başka rejimler milletimize, hiçbir hak tanımadan,
çok sayıda Irak Türklerini idam ederek, bizleri çok
insanları uzun yıllar hapishaneye bıraktılar,
bizleri tüm Irak hükümetleri, yok etmeye çalıştı,
soy kırım, katliamlar yaptılar, Kerkük Türk şehrini
Araplaştırmaya kaktılar, Kerkük şehri artık hiçbir
zaman Arap şehri, Kürt şehri olmayacaktır, ne kadar
sizler gibi Arsalan, yiğitlerimiz var ise, bizleri
unutmayın, gönlümüz sizinledir, her zaman ölene
kadar yanınızdayız .
Enver
Neftçi beyin bu güzel içli acı sözleri, can yakıcı
sözleri, içimizi, gönlümüzü, yakıyordu ve
sarıyordu, derin yaramızı çare gibiydi dertliydi,
çileliydi, gözlerinden belli idi sanki şimdi ölecek,
ailesini, evini, kızını, oğullarını çok özlüyordu,
hatırlıyordu, onları şu anda görmek umudundaydı,
ölmeden bir an önce onları kucaklayıp, görmek
istiyordu, onlardan fazla konuşmaya başladı, eski
günleri hatırlıyordu, nasıl olursa onlar tekrar
görmeyeceğini söylüyordu.
Onlara tek
vasiyetim beni hatırlasınlar, unutmasınlar, beni
bağışlasınlar, onlar Türk milletini, Türk devletine,
Kerkük’e Türk toprağına, bayrağına, bağlı kalsınlar,
dünyada en güzel nesne Türk olmaktır, Türk uğrunda
can, kan verip şehit olmaktır.
Irak
Türkleri büyük Türk dünyasından bir parça olarak
kan, canıyla haklarını çalışarak, elleriyle almaları
gerekmektedir.
bizler
dünya hüküm süren devletler koran şehitler veren
bir milletiz, yene inancımız var pek yakında, bu
kötü diktatör, rejimlerden kurtarırız, özgürce
yaşayacağız.
Saddam
düştükten sonra yene öteki düşmanlara inanmayın,
bunlarında durumları iyi olunca, sizlere zulüm
edecekler, onlarda Saddam gibi hiçbir farkları
yoktur.
bizler
Irak Türkleri olarak birlik, beraberce çalışmalıyız
yorulmalıyız , yerlerimizi, topraklarımızı
korumalıyız, kurtarmalıyız, hiçbir çalışma örgütsüz,
teşkilatsız olmaz, bende sizin çalışmanızla, birlik
olursanız, haklarınızı kanla, silahla alırsınız,
bende ölürsem, ruhum mezarda şad olacaktır, o zaman
mutlu olacağım.
Rahmetli
Enver Neftçi hapishanede sürekli olarak her türlü
alanda kitaplar okumaktaydı, en çok siyasi, Türk
tarihi, Ata Türk, Türk büyükleri hakkında geniş
bilgiye sahip olmakla, sürekli kitaplar okumakla,
kültürlü aydın insan Türküydü, hapishanede yazmış
olduğu yazıları, ve kitapları ailesine tavsiye
etmişti, Kahraman, yiğit korku bilmeyen Türk
milletine aşık idi .
Enver
Neftçi hapishanede olduğu sırada, insanlar her gün
yanında toplanarak, bilgi almaktaydılar, ayrım
yapmadan, tüm Türk milletini severdi, Şii, Sünni,
Kale gavuru, Gagavuz, Sibiryalı, olursa da, yıllar
boyu hapishanede yaşayan Enver Neftçi, gönlünde bir
tek umut vardı, dünyadan bir tek bekleyişi, tüm Türk
milletinin kurtuluşu, birde son nefeste ailesini
görmek, tek biricik umudu idi.
Çok
konuştu, çok çileli, özlemli olmasına rağmen,
yüzünde mutluluk gülümseme, canlanıyordu, uykusu
geliyordu.
On dakika
ondan ayrılıp gittiğimde, yüksek sesle, bağırmalar
başladı, beni çağırıyorlardı duydum, rahmetli hemen
gelmemi istemişti, koşarak yanında oturdum, Sadun
ben ölüyorum, ne olur bir yere gedme, buradan
ayrılma, benden tüm Türkmenler gelsinler başımda
olsunlar, bu kitaplar, defter, eşyalarım, oğluma,
aileme verilecektir.
Vasiyet
olsun beni unutmasınlar, beni bağışlasınlar, ben
onları bir an bile unutmadım, sizde beni unutmayın.
Yolunuzdan, dilinizden, tarihinizden, dönmeyin,
vazgeçmeyin, ayrılmayın, Türklük için çalışın,
yorulun, hep Türklükle ilgili konuştu, bize moral,
sabır, güç verdi, dillerinde, Ulu Tanrı,
diyerek,Türk diyerek ruhunu verdi.
Artık
ellerimiz arasında can verdi, nefesi kesildi, bu
acı duruma dayanmadı ruhunu vererek, gözleri açık
bize bakarak, yüzünde umutlar, iyimserlik,
gülümsemeler canlanıyordu.
artık
Enver Neftçi bey ölmüştü, büyük bir Türklük aşkını,
sevgisini çocukluğundan beri taşan, bir kahraman
mücadeleci davacıydı.
O
arkasından yüzlerce onu seven Türkler kaldı, milli
Türkçülük davasını yürütmek için, bizce Enver Neftçi
ve başka Türkçülük davasın canlarını, kanlarını
adayanlar, hiçbir zaman ölmeyecekler.
Çünkü
onların milli duyguları, Türkçülük ilkeleri
sürmektedir, büyük Türk milleti bu alanda binlerce
erler, gençler, liderler, yiğitler, kahramanlar,
aydın insanlar yetirdi ulaştırdı, ulaştıracaktır,
yetişecektir, bu büyük Türk milleti her zaman lider
yetiren bir mille sayılmaktadır, artık Enver Neftçi
gibi Türk milletimiz var olacak şanıyla yüce
tarihiyle, İstiklal marşıyla, Al bayrağıyla sonsuza
tek yaşayacaktır, hiçbir Türklük için yaşayanlar,
ölmeyeceklerdir çünkü Türkçülük dünya Türk’ünü
yaşatan var eden bir ilkedir bu ilke yeni Türk
çağından yarınlarından müjdelere yansıtacaktır..
|